Filmanalizcileri filmlerin çözümlemeri yapan kişisel blog sitesidir.Filmlerin detaylı ve derinden anlamlarını merak ediyorsanız bloğumuzu ziyaret ediniz.

Düğün Dernek 2 Filmi 2015

Düğün Dernek filminin 2.serisi çekilmeye başlandı..Düğün Dernek 2 filmi Aralık 2015'te izleyici ile buluşacak. İşte merakla beklenen Düğün dernek 2 filmi ile ilgili detaylar...
Murat Cemcir ve Ahmet Kural'ın baş rollerini oynadığı 21 Mart 2014 tarihinde vizyone giren ve gireş sıralamsında en çok izlenen 2.film olan Düğün Dernek filminin devamı geliyor. Düğün dernek 2 filmi yine Sivasta çekilecek. Çekimlerine önümüzdeki günlerde başlanacak olan Düğün Dernek 2 filmi Aralık 2015 tarihinde vizyonda olacak. Bakalım yine gişede aynı başarıyı sağlayacak mı? 
Düğün Dernek 2 filminin tam oyuncu kadrosu belli olmasa da ilk filmdeki oyuncuların yer alacağı muhtemel.Ahmet Kural , Murat Cemcir , Rasim Öztekin , Devrim Yakut , Roberto Carlos Düğün Dernek 2. filminde yer alacak başlıca oyuncular... 
Düğün Dernek filmini 6 milyon 980 bin 70 kişi izlemişti.

DÜĞÜN DERNEK FİLMİ KONUSU: 
Orta Anadolu'daki bir köyde, 4 arkadaş imece usulü düğün yapmaya çalışınca işler birbirine girer ve planlanan evlilik sürprizler doğurmaya başlar... İşler Güçler dizisinin yönetmeni Selçuk Aydemir'in yazıp yönettiği, başrollerde ise Ahmet Kural ve Murat Cemcir'in oynadığı film. Filmin çekimleri Erzincan ve Sivas'ta yapılmıştır. 2 ay içinde 6 milyon seyirci barajını aşan film, Fetih 1453'ün rekorunu da geçerek Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi olmuştur. İlk olarak 6 Aralık 2013'te gösterime giren film, 30 dakikalık bir eklemeyle 21 Mart 2014'te yeniden izleyicilerle buluştu.

Film: Düğün Dernek 2 
Oyuncular: Ahmet Kural , Murat Cemcir , Rasim Öztekin , Devrim Yakut , Roberto Carlos
Vizyon Tarihi: Aralık 2015


MEEK'S CUTOFF FİLMİNİN ÇÖZÜMLEMESİ

Gösterim tarihi: 15 Temmuz 2011
Yapım: 2011
Oyuncular: Bruce Greenwood, Michelle Williams, Neal Huff, Paul Dano, Rod Rondeaux, Shirley Henderson, Tommy Nelson, Will Patton, Zoe Kazan
Tür: Western
Senaryo: Jonathan Raymond
Yönetmen: Kelly Reichardt












A) MEEK'S CUTOFF FİLMİNİN GÖRÜNTÜSEL ANLATIMI
Todd Haynes'in yapımcılığını üstlendiği Meek's Cutoff(Kestirme Yol) 19. yüzyılda yaşamış deneyimli dağcı Stephen Meek'in yaşadıklarından uyarlanan bir western. Hiçbir şey bilmemesine rağmen bir kestirme yol bildiğini iddia eden Meek onları çölün orta yerine sürükler. Film öncelikle grubun bir nehirden hayvanlarla yük arabasının geçirilmesini gösterir. Film Cascade Dağlarını aşmak üzere Meek'i rehber olarak tutup batıya doğru göç eden bir grubu takip ediyor. Grup birkaç günlük yolda içmek için nehirden fıçılara su doldururlar. Toparlanıp yola koyulurlar. Önde atının üzerinde Week, arkada yük arabaları ve hayvanlarla grup ilerler. Gece uyumak için bir yerde mola verirler.
"Yaratılmış olduğun toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin. Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların anasıydı. Rab Tanrı Adem'le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Sonra şöyle dedi: 'Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu. Şimdi yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.' Böylece Rab Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Ademi Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu; yaşam ağacını denetlemek için Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen Alevli  bir kılıç yerleştirdi." Jimmy(çocuk) İncil'den bu dizeleri okurken anne ve babası masada onu dinlemekte gruptakilerde gündelik işlerini yapmaktadırlar. Tekrar yola koyulurlar. Meek Jimmy'e yol boyunca uydurduğu hikayeleri anlatır.Grup mola için bir arazide durduğunda bayanlar çalı çırpı toplamak için işe koyulurlar. O sıra da eşlerinin kendilere söylemeye tenezzül etmediği aralarında konuştukları bir olayı konuşurlar. Gately'in Stephen Meek'i asmayı istediğinden bahsettiklerini söyler Glory, Emily'ye.
Emily gece yürüyüşe çıktığında eşine bu durumdan bahseder. Solomon Meek'in kendilerine bilerek yanlış yolu tarif ettiğini söylentilere göre Amerikalı göçmenlerin sırtından para kazanmak için tutulmuş olduğunu anlattı. Bu söylentiyi mantıklı buldular. Meek'in şuan Poiute kırsalında olduklarını söylediğinden bahsetti. Aynı zamanda burada yaşayan kabilelerin korkunçluğunu da Meek'in anlattığı kadarıyla anlattı eşine.Meek 2 hafta sonra dağları aşacaklarını söylemesine rağmen 5 hafta geçmiş ve ortada dağ bile yoktur. Grup artık bitkin, yorgun, aç ve susuzdur. İsyan etmenin eşiğine gelmişlerdir.Fakat umutları devam ettiği için birkaç gün daha zaman verirler Meek'e. Grup gündüzleri yollarda geceleri uygun buldukları yerde uyumak için mola vererek ilerler.Grup Meek'e sürekli sorular sorar artık haftalardır yollarda olmaktan bıkmışlardır. Ne suları ne de yiyecekleri pek bir erzakları kalmamıştır.
Emily Bay White ve hamile eşi Glory'ye yahniyle ekmek yapmak için yoğurduğu hamurdan getirir.Gece ateşin başında konuşurlar. Bu toprakların Amerikalılara mı İngilizlere mi yoksa Kızılderililere mi ait olacağını konuşurlar. Meek Amerikalılara ait olacağını düşünür. Kızılderililerin tehlikeli yabani ve insan yerine konulmayacak bir ırk olduğunu düşünen biridir Meek. Sabah yola koyulduklarında Emily bir tepelikte atıyla onları seyreden bir kızılderili görür ve çok korkar.
Grup susuz kalmıştır. Bir akarsu görürler fakat su alkaliktir. Yani sudan hayvanlar bile içemez. Erkekler aralarında hangi yönden gideceğine dair görüş birliğine varmaya çalışır. Artık Meek'i dinlemiyorlardır. Onun aslında yolculukla ilgili bir şey bilmediğini yolu bulmaya çalıştığını anlarlar kendi istedikleri yönden kuzeyden gitmek isterler.
Emily çalı toplamak için çıktığında kızılderili ile yüz yüze  gelir ve çok korkar adam hemen uzaklaşır oradan. Emily koşup tüfeğini alır ve havaya iki el ateş eder.Meek,  Emily'ye kızılderilinin görünüşünü , yüzünde boya olup olmadığını, vb. sorular sorarak angi kabileden olduğunu anlamaya çalışır. Cayuseler diye bir kabileye ait olabileceğini ve kadınlara karşı oldukça merhametsiz olduklarını Emily'yi öldürmediği için şanslı olduğunu anlatır. Kızılderililerin vahşi ve insan tüccarlığı yaptıklarını anlatır. Bu gece grup daha tedbirli davranır. Sabah su bulmak için yola koyulurlar. Emily Meek'e ufak yollu bir tartışma açar kaybolduklarını ima eder Meek ikna edici sözler söylemeye çalışır. Emily'den etkileniyordur fakat kadın evli olduğu için bunu belli etmez. Emily ise Meek'ten ilk günden beri hiç hoşlanmamıştır. Yolda bu kez Jimmy kızılderiliyi görür ve gruba söyler. Emily'nin eşi Solomon ve Meek yakalamak için yola çıkarlar. Bir süre sonra kızılderili ile gelirler. Emily ve adam arasında sert bir bakış geçer.Güneş batana kadar onu öldürmeleri gerektiğinden bahsederler. Solomon'a fikri sorulduğunda yerli olduğu için suyun yerini de bileceğini ve öldürmemeleri gerektiğini söyler ve buna karar verirler.Grup sürekli suyun yerini sorarak Kızılderiliyle anlaşmaya çalışırlar.Bir türlü iletişim kuramazlar. Grup artık yorgun bitkin düşmüştür. Emily kızılderiliye ufak yardımlarda bulunur(su, yemek vs.). Günler böyle geçer grup yollardadır rehin aldıkları kızılderili ile.
Zor şartlarda yola devam ederler artık Meek'i dinlememekte kararlıdırlar. Kızılderilinin de yardımıyla ilerlerler. Meek tuzak olduğunu ve Kızılderinin bunu planladığını söylesede grup dinlemez. Yol boyunca başlarına gelmeyen kalmaz ve artık bıkmışlardır. Dağları aşınca yeşil büyük bir ağaç görürler ve artık suya ulaştıklarını anlarlar. Kızılderili onları suya ulaştırmış, kendilere yapılanlara rağmen bu iyiliği yapmıştır. Emily bunu farkındadır ve ona minnettar kalır aynı zamanda yol boyunca kızılderiliyi Meek'ten korumuştur. Meek her defasında kızılderiliyi öldürmek istemiştir. Grup sevinç içerisinde ağacın etrafında dolanır ve  suyu buldukları için rahatlamışlardır artık susuzluktan ölecekleri için endişelenmeyeceklerdir. Film de toplumsal cinsiyet medeniyet , ırk , erkeklik gibi kavramları ve western türünün kendisini ustalıkla ele alıyor.
B) GÖSTERGE ÇÖZÜMLEMESİ
Gösterge: İnsan, zaman, hayvanlar,mekan,doğa,nesne,zemin
Gösteren:Cascade dağları,kızılderili,doğal mekanlar, ağaç su, akarsular, kutsal kitap(inicil)
 Gösterilen:Uzaklık,bilinmeyen yerler, ırkçılık, toplumsal cinsiyet, erkeklik, medeniyet, western tür, merhamet, yardımlaşma, açlık-susuzluk,göç
Filmde western türünü ustalıkla izleyiciye anlatıyor. Yol boyunca yaşanan tükenmişlik, açlık, susuzluk, gerginlik, ırkçılık,medeniyetler gibi konuları izleyiciye sunuyor.
C) DİZİSEL VE DİZİMSEL GÖSTERGE
 Bu başlık altında, filmdeki ikili zıtlıklar belirtilmektedir. Bunlar;
Kadın-erkek             yerli halk-medeniyetlik
Yalan-doğru              Güven – Güvensizlik
D)KODLAR
Filmde kullanılan başlıca kodlar,dizisel çözümlemede belirttiğimiz göstergelerdir.Film western türünün iyi bir örneğidir. Irk ayrımcılığı, kadın-erkek ilişkileri, medeniyet sadece yollarda geçen bu film de yol boyunca bütün bunları anlatmıştır.
E) METAFOR VE METONOMİ
Metafor olarak filmin başında akarsuyu görüyoruz. Daha sonra Jimmy'nin İncil'den bir alıntı okumasıyla devam ediyor. Alıntıda Adem ile Havva'dan bahsediyor aynı zamanda Aden bahçesinden ve topraktan geldiğimiz toprağa gideceğimizden bahsediyor. Bütün bunlar filmin ana temaları olan toplumsal cinsiyet, ırk ayrımcılığı, kayboluş temalarını da yansıtıyor.Film'in başlarında gruptan birinin ağaca LOST sözcüğünü kazıması da ayrı bir metafordur. İzleyiciye yolunu bilmeyen ışığı olmadan gittikleri yönü nasıl bir süreçte yaşayacaklarını anlatır.
F) SONUÇ
Meek's Cutoff(Kestirme Yol) filmi, bütün bu kurgu ve olay örgüsünün sonunda ismiyle de bütünleşik biçimde bize western filmin iyi bir kurgusunu bize sunar ve insanlar arasında çıkan ırkçılığa medeniyet savaşına dikkat çekerek bunu Kızılderili-Amerikalı ikilisi arasında anlatır.Yolunu kaybetmiş ama farkına sonra varan bir grubun kir pas içinde, aç, yorgun, susuz ve sabırsız durumunu bize anlatır. Film toplumsal cinsiyet, medeniyet, ırk, erkeklik gibi kavramları ve western türünün kendisini ustalıkla ele alıyor.







Tuval Bedenler Filmi Çözümlemesi


1996 - Fransa ,  Hollanda ,  Lüksemburg
Dram ,  Romantik
126 Dak.
 ,   ,   ,   
Kees Kasander





FİLMİN GÖRÜNTÜSEL ANLATIMI

Nagiko’nun Kyoto’da yaşayan ve ünlü bir kaligraf olan babası, kızının her yaşgününde armağan olarak onun bedeni üzerine portreler çizmektedir. Aradan yıllar geçer ve Nagiko büyüyerek genç bir kadın olur. Ancak bu eski anısını cinsel açıdan son derece heyecan verici bulan Nagiko, bedenini tual olarak kullancak ideal sevgiliyi aramaya başlar. Bir gün Hong kong’ta İngiliz çevirmen Jerome ile tanışır. Genç aĞSELdam onu ‘bir tual olmaktansa fırçayı kullanan kişi olmaya’ ikna eder. Böylece Nagiko, sevgilisinin bedeni üzerine resim yapmaya başlar. Bir süre sonra Jerome, bedeni üzerine işlenen yapıtı tanıdığı eşcinsel bir yayıncıya gösterir. Yayıncı da zaten uzun zamandan beri yapyeni bir sanat çalışmasının hayalini kurmaktadır. İnsan teninden oluşan sayfalar üzerine yazılan ve mürekkep yerine insan kanının kullanıldığı mükemmel bir kitap…

 GÖSTERGE ÇÖZÜMLEMESİ :

 Filmin Hongkong’da geçmesi de, Manierist bir eklektik ve aşırılık olarak gerçek ve estetik anlamda yerini bulur. Çünkü Hongkong ortak kültürleri barındıran bir  noktadır; tarihsel, kültürel ve ekonomik açıdan bir kolaj kenttir. Metinlerarası ilişkinin gerçek anlamda yaşandığı yer burasıdır. Bu yaşanmışlık ancak Japon           kültürünün bu noktaya aktarılmasıyla sağlanır.
Sanat geleneğini Çin’den alan Japon sanatı, Japonya’ya Budizm aracılığıyla ulaşmıştır. Bu sanatın temel niteliği ise çevresindeki doğayla olan sıkı bağlılığıdır. Zaten filmde de bu özellik alttan alta vurgulanır. Doğayla ilgili olan bu duyum, doğayı her zaman sevgiyle göz önünde bulundurmak biçiminde belirginleşir. Japon sanatındaki incelmişlik, feodal bir topluma dayanan aristokratik bir ruh ile birleşmesinin sonucudur. Bu ise, güzel ve değerli şeylere, iyi malzemeye, sanat ustalığına duyulan sevgidir. Sanatı her türlü maddesel ağırlıktan uzaklaştırıp, ona eşsiz bir biçim stilizasyonu, grafik resimlerde ince bir ritm, zarif ve cesur bir renk uyumu ile ortaya koymak bu sanatı Batı sanatından ayıran başlıca ögeler olarak bilinir.
Filmde resmin (yani kaligrafinin) yanı sıra onu tamamlayan diğer bir öge de edebiyattır. Daha çok VIII. Yüzyılda ortaya çıkan Japon edebiyatı; yazı dili ile konuşma dili arasındaki derin uçurum nedeniyle bir anlamda Peter Greenaway’in, Prospero’nun Kitapları’nda ortaya çıkarmaya çalıştığı edebi biçimi andırır. Çünkü önce söz vardır ve imgeler aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Japon yazarlar çoğu kez belirsizliği ve sözcüklerin ikizamanlılığını, kesinliğe ve açık seçikliğe yeğlediklerinden Japon edebiyatında okuma eylemi her zaman yoğun bir çaba gerektirir. Japon şairler sözcük sayısının azlığını, şiirsel anlatımın önünde bir engel olarak değil, anlatımı inceliğe zorlayan yararlı bir sınırlama olarak görmüşlerdir.
Saray aşkları, kadın-erkek ilişkileri, dil ve üslup kusursuzluğu özgünlükten daha önemlidir. Filmde, neredeyse 1000 yıllık bir günceden söz edilir. Günce eski imparatorluk dönemlerinde, Japonya’da sıkça rastlanan bir kadın şair tarafından yazılarak, hem güncel hayatı içeren hem güncel hayat aracılığıyla günümüz dünyasının unuttuğu dışgerçekliğe ait ayrıntılara girerek listeler halinde uzayıp giden bir anlatımı sunar. Günümüz Japonya’sında ise bir genç kız, yazıyla ve bir edebiyatçı-kaligraf olarak babasının yüzüne çizdiği ilk kaligrafiyle yazgısını, geçmişteki kadın şairin izinden sürdürmeye başlar.
  
DİZİSEL VE DİZİMSEL GÖSTERGE :

Doğu sanatında ve yaygın bir gelenek olan dövme, anlamları kutsal saymak, onlara hayatiyet kazandırmaktır. Bu bize “Prospero’nun Kitapları”ndaki “performative speech”i hatırlatır. Orada da sözün, yazıdan ziyade bir olay ya da oluş olduğu ve her sözün bir performansa yönelik olduğu konusu ele alınır. Dövme ya da vücut üzerinde yapılan herhangi bir işaret, canlı bedenler üzerinde bir aura oluşturmak, anlamları kutsal saymak ve hayatiyet kazandırmakla ilgilidir. Ayrıca kişinin toplum içindeki yeri, konumu, acıları, mutlulukları, trajedisi dövmeler aracılığıyla öğrenilebilir. Bu durum, kişinin isminden daha önce gelip onu göstergeler aracılığıyla tanımlayan kültürel bir sürekliliğe aittir.
Tuval Bedenler, onuncu yüzyıl Japonya’sında imparatoriçe Sadako’nun cilveli ve zeki nedimesi tarafından yazılmış on bir metinlik toplamı olan ve Sei Şonagon’un Başucu Kitabı’na dayanır. Greenaway, Japonya ve Hongkong’da geçen yirminci yüzyıla ait koşut bir hikayenin temelini oluşturan kendi on üç kitabını yazmıştır. Çağdaş öyküde ise, genç bir Japon kadını olan Nagiko, aşıklarının bedenlerinin üzerine mektuplar ve ardından öyküler yazar. Bunlardan biri olan Jerome canlı bir elyazması olarak Nagiko’nun yayımcısına gider. Nagiko’nun azalan ilgisini yeniden kazanmak için intihar edermiş gibi yaparken, gerçekten ölür. Bedeni yayımcı tarafından mezardan çıkarılır ve derisi, üzerinde yazılı hazine değerindeki harfler uğruna yüzülür. Bunca zahmetin ardından yayımcı, üstüne intikam peşindeki Nagiko’nun ölüm ilanını yazdığı bir Sumo güreşçisi tarafından öldürülür.
Film, daha önce de belirttiğimiz gibi Peter Greenaway’in kendi sergilerini oluşturduğu bir mantıktan yola çıkarak, parçalı bir süreklilik yani sekans anlayışı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bunlar filmde kitap isimleri olarak ortaya çıkar ve öykü bir puzzle mantığı ya da kolaj tekniği gibi bütünlenir.

l. Kitap; gelecek on üç kitabı yayımcıya bildiren bir izlence niteliğini taşır.
2. Kitap; Masumun Kitabı
3. Kitap; Aptalın Kitabı
4. Kitap; Güçsüzlüğün Kitabı
5. Kitap; Teşhircinin Kitabı
6. Kitap; Sevgilinin Kitabı
7. Kitap; Gençliğin Kitabı
8. Kitap; Baştan Çıkarıcının Kitabı
9. Kitap; Gizler Kitabı
10. Kitap; Sessizliğin Kitabı
11. Kitap; İhanete Uğrayanların Kitabı
12. Kitap; Doğumlar ve Başlangıçlar Kitabı
13. Kitap; Ölünün Kitabı’dır.


KODLAR :

Çerçeveleme, kompozisyon ve renk araştırmasının yanı sıra, yansıma ve yansıtılmanın ışık-gölge tekniğine dayandırılarak yarattığı anlam, resim tekniğinden yola çıkarak çerçevenin bölümlenerek anlatımı güçlendirdiği bölümler, Peter Greenaway’in önceki filmlerine göre daha da zenginleştirdiği özgün ve kişisel üslubunun yansımasını sunar. Daha önceki filmlerinde olduğu gibi yine bir sergi vizyonundan hareketle, sekanslardan oluşan film, olayın geçtiği bir sahnede normal görüntünün yanında beliren küçük çerçeveler aracılığıyla, gelişmekte olan olayın -yani şimdiki zamanın- öncesini ve sonrasını vererek anın derinlemesine analizini ortaya koyar. Bu, deneysel bir tavır olduğu kadar, genelde ressamların
çalışmaları sırasında ya da bitmiş bir tablonun kenarında küçük bir çerçeve içine aldıkları bütüne ait bir ayrıntı şeklinde belirir. Bu ayrıntı, bütünün bir parçasıdır, dokunun belirginleşmesidir, dolayısıyla filmde olduğu gibi kadın ya da erkek kahramanın yaşamına ait bir bütünselliği ya da bütünselliğe ait bir ayrıntıyı tıpkı bir ressam gibi ortaya koyma çabası biçiminde belirginleşir. Burada yine Greenaway’in belirttiği “yanılsamayı yok etmek” ve “yabancılaştırıcı” bir unsur yaratmak adına kullanılan bu çerçevelemeler -ya da ana ekran yan ekran- aslında diğer yanıyla film yönetmeninin bir ressam gibi çalıştığının ve o filmi yaratan bir kişinin varlığının hissettirilmesi yönünde bir vurgulamasıdır.

Peter Greenaway “Tuval Bedenler” ile ilk kez Doğuya açılmış ve kendisine sonsuz olanaklar sağlayan bu kültür ve düşünce biçimini halihazırda varolan birikimiyle geliştirerek, diğerlerine oranla daha fazla ilgi toplayan ve seyircisine ulaştığına inandığı bir film ortaya çıkarmıştır. Yönetmenin bu filmi oluşturma düşüncesi hem kişisel ilgi alanına yakın bir görünüm sergilerken, diğer yandan da yine resim tarihine bağlı bir girişimin de sonucunu ortaya koyar. Resim sanatına büyük bir saygı duyduğunu, düşünce ve tarz anlamında sık sık bu geniş referansa danıştığını belirten Greenaway’in, Avrupalı bir yönetmen olarak kendisini Doğuyla, Japonya’yla ifade etmesindeki yaklaşım, empresyonistlerin tavrını ve tarzını akla getirir. Çünkü Japon sanatı empresyonistler için bir ilham kaynağı olmuştur. Manet’nin modern çağın

görüntüleri ile birlikte Japon sanatına ve Japon gravürlerine olan ilgisi, natüralistik yaklaşımlarla biçimlenir. Bu bir anlamda Doğuyu Batı ile ya da Batıyı Doğu ile ifadelendirmektir. Buna örnek olarak Emile Zola, Japon gravürü ve Velazquez gravürünün aynı tabloda yer alması gösterilebilir. Bir anlamda Greenaway’in sinema alanında Matisse gibi çalıştığını da düşünebiliriz. Çünkü Matisse, resmin olanaklarını duyumlar ve renklerle geliştirmeye çalışırken, resim kuramlarını reddedip kendi yöntemini açıkladığı konuşmasında amacının ifade, ama uyumlu bir ifade olduğunu belirtir. Aktarmak istediği yaşantı, o yaşantının resimsel bir karşılığına dönüşmelidir: “Duyumların bir resim oluşturacak kadar yoğunlaşmasına erişmek istiyorum” diye ifade eder. Matisse’in Doğu sanatına olan ilgisi, perspektif düzenlemesinde

Doğu-Batı karşıtlığını tuvalde bir araya getirmek biçiminde de yorumlanabilir; “Matisse’in Batı resminin geleneksel perspektif anlayışı ile İran minyatürlerinden öğrendiği düz mekan düzenlemesi -gerçekten plastik mekan anlayışı- arasında sağladığı kıl payı dengeyi görmemizi engelleyebilir. Aslında bu ikilik sanatçının görsel hareketlerini anlamak için sürekli olarak durmadan çözümlemeye zorlar bizi.”[15] Bu ifade Peter Greenaway’in sinemanın olanakları konusunda söylediklerine oldukça benzer.

METAFOR  VE MENOTOMİ :

Filmdeki kadın şair, Japon tarihindeki gerçeklikle örtüşür. Heian dönemi şairleri arasında çok sayıda saray kadını da yer almıştır. Aşk, başlıca ele alınan konudur ancak aşkın verdiği sevinç ve hazdan çok, ayrılık acısı gibi kederli konular üzerinde durulur.

Filmin görsel anlamdaki ana eksenini belirleyen diğer bir konu da kaligrafidir. Alfabenin kendi başına bir sanat biçimine dönüşmesini içeren kaligrafi, yazılı kaynakların yayılmasındaki en önemli aracı olmuştur. Filmde, bedenlerin kaligrafik anlamlarını çözmek, Greenaway’in daha önce sık sık Batı kaynaklı filmlerinde yapmış olduğu rakamlar, harfler ve sözcüklerle oluşturulan görsel imgenin deşifre edilmesinin farklı bir versiyonunu sunar. Dolayısıyla aşk ve cinsellik filmde kaligrafik bir eylem olarak tartışılmıştır. “Kitap okur, yazı yazar ve şiir okur gibi birlikte olmak”. Çünkü aşk artık kitap olarak anlatılamamaktadır ancak yaşanıp, bedene yazıldığı anda varolup, kalıcılaşmaktadır. Greenaway, kaligrafi aracılığıyla aşk, seks ve edebiyat için yeni bir şeyler söylemektedir. Aşkın bedene yazı yazılarak ifade edilmesi, aşk ilişkisi içindeki insanların birbirlerini özneleştirme ve nesneleştirmeleriyle ilgilidir. Çünkü aşkın niteliği son derece belirsizdir ve öznelerarası ilişki yoktur.

SONUÇ:

Greenaway’e göre bu film, dilin görünür biçimi olan kaligrafi üzerinedir ve böylece erotizm, edebiyat, sözcük, resim, grafik ve tüm bunların dijital bir teknolojiyle görselleştirilmesi için oldukça iyi bir olanaktır.

Öykü gereği, 10. ve 20. Yüzyıllar arasındaki geçişler, çoğul çerçeveli bölümler ve geçmiş-şimdiki zaman-gelecek olayların aynı anda gösterilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Burada “çoğul ekranlar” kavramını ortaya koyan Abel Gance etkisi göze çarpar; bu Greenaway’e göre ressam olmanın olanaklarına yeniden dönmektir: “Kuramsal olarak ressam açı oranını seçme özgürlüğüne sahiptir, böylelikle içeriğini çerçevesine sığdıracak biçimde düzenleyebilir. Temelde, film yönetmeninin aralarından seçim yapabileceği üç, dört film açısı vardır, yani çok kısıtlı.” Greenaway, filmde kullandığı Avid Dijital kurgu ile açı oranlarını değiştirebilmiş ve bu teknik yöntem aracılığıyla içeriği yansıtma konusundaki olanakları
zorlamıştır: “Godardvari bir anlayışla önemli olanın -bilerek, sapkınca- bir arka plana konması fikriyle oynayabileceğimiz anlamına mı geliyor? Bu oyunu oynayabilirsiniz. Zaman kavramlarıyla oynayabilirsiniz, öyle ki kendi kendinize kurduğunuz bazı uylaşımlarınız olur, böylece geçmiş hep bu biçimde olur da, gelecek hep şu biçimde olur. Bunlarla oynamak çok eğlenceli. Bunu aynı zamanda renk şifreleme kavramlarıyla da birleştirerek insanların hakikat olduğuna inandıkları görüngüleri siyah beyazla, fantezileri renkli verebilirsiniz.” Burada ortaya çıkan durum, film yönetmeninin bir grafik sanatçısı gibi düşünmesi ve benzeri sorunlarla yüz yüze gelmeye başlamasını çağrıştırır. Bu Greenaway’e göre belli bir mercekten yapılan bir film çalışmasıdır. Çünkü metnin, imgeyle bir araya getirilmesinin sayısız yolu vardır; “Sözcük ve resim aynı iletiyi verebilir ya da gerilim ve ironi yaratmak üzere birbirine ters düşebilir. Hatta farklı yollar izleyerek, kurgu gibi üçüncü bir anlam yaratmak üzere bir araya gelirler.”

Tuval Bedenler isimli filmi, Avrupa Barok’unu bırakarak değişik bir alana yönelmek ve çerçevenin dışına taşmak olarak yorumlayan Greenaway, Batı resminin daima bir çerçeve içinde olduğunu Doğuda ise bu tür bir çerçevelemenin olmadığını belirtir. Bedeni bir kadraj gibi kullanan yönetmen burada tüm imge yüklemelerini ve grafik olanakları idealindeki sinema dilini oluşturmak için kullanmış olur.

THE SILENCE (SESSİZLİK)

THE SILENCE (SESSİZLİK)
1963- ISVEÇ   INGMAR BERGMAN
OYUNCULAR:Ingrid Thulin, Liv Ullmann, Bibi Anderson, Harriet Anderson

Filmin iki kadın karakteri arasında en başlarda pek fazla dışarı  vurulmayan bir husumet söz konusu.İki kız kardeş arasında geçmiş  zamanlarda yaşanılan kişisel problemler büyük kardeşin hastalığının ciddiyeti içerisinde bile devam ediyor.Büyük abla, çalışkan, kuralcı, titiz ve mükemmeliyetçi. Çok okuyor, çok yazıyor, eksik, hasta ve güçsüz görünmekten çok korkuyor.Küçük kardeş; güzel bir yüze ve fiziğe sahip. Arzulanabilecek bir kadın. Dış görünüşüne çok önem veriyor, çünkü zihinsel durumlarda, ablası ile kapışabilecek bir dil- kültür disiplinine sahip değil.
Yani küçük kardeş; ablasının egomanyası altında kaybettiği bireyselliğini bedenine önem vererek, onu çekinmeden halka sergileyerek önemli bir insan pozisyonu kazanmaya çalışıyor.
Çatışmanın temeli; küçük kardeşini her zaman hatalı, eksik ve zavallı laflarıyla büyüten büyük abla yüzünden kopan aile bağlarında.
Yan çelişki/ çatışmalarda ise; kendi insani güzelliğini dış baskı (abla) ortamı yüzünden ortaya koyamamış, erken denecek yaşta evlenmiş küçük kardeşin; ahlaki sınırları zorlamak pahasına kendini gerçekleştirme çabası bulunuyor.
Büyük abla, mükemmel derecede geliştirdiği zihni sebebiyle insanları küçümseyen bir konumda. Ama küçük kardeş, ablasına oranla daha güzel bir dış görünüşe sahip.Büyük ablanın  cinsel anlamda tatminsizliği var.Bunları bir eziklik durumu gibi kavrayan küçük kardeş de ablasına ego noktasında yetişebilmek için bu verileri kullanıyor.
Abla ise kardeşinin kendini kanıtlama çabasını kızın bilinçaltında gördüğü için, halen onu zavallı bir konuma etiketlemekte ısrarcı.
Ve yolculukları sırasında bu iki kardeş ve küçük çocuk kötü ilişkilerini  sunabilecek bir otelde konaklıyorlar.



Filmi diğer ikiliden ilişkisiz olarak düşündüğümüzde kadının toplumdaki yerinin sorgulanması ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.
Erkekleşen, lüzumsuzca erkeğin en büyük belası egoya tutunan kadın figürünü ve bunu kabul etmeyen eski kafalı, doğanın kendisine atadığı bedeninin cazibesini kullanan geleneksel kadın figürünü görülüyor.
İkisi de kadının hakikati değil. Bu işleniyor.
Birisi yalnız başına ölecek kadar gururlu, diğeri de kendi bedenine yapışacak kadar bencil, iki kadın inceleniyor.Bir de çocuk var arada.
Hiç anlamadığı dilden konuşan insanlarla ilişki kurabiliyor.Hem teyzesini, hem annesini hiçbir problem olmadan kucaklıyabiliyor.Çocuk gibi saf, temiz bakıyor insanlığa.
Oyun oynuyor, çünkü enerjisi var.Etrafta koşturuyor, çünkü meraklı.
KLasik, modern, postmodern insanın handikaplarından ötede, bu akımların oluşturduğu insan tipine bir nefes alma alanı imkanı sunulmuştur.
Yani insanın analizi; ortaya koyduğu küçük düşürücü davranışlardan çıkılarak değil, insanın kendisinin daha üstün olduğu anlayışından çıkılarak değerlendirilir.
Kendi hakikatini unutmuş bir insan; zaten ne yaparsa yapsın, hep bir eksiklik duyacaktır bakışından değerlendirilir.
Bu bakış açısı; sanatın bir kişisel terapi olmaktan çok bir yaratım eylemi olduğunu sunmaktadır.

Bergman’ın  filmlerinde  terapistlik fiili görünebilir. Sanki filme dokunacak bir aşkın güç; filmin tüm havasını değiştirecekmiş gibi görünür.

18. Uçan Süpürge Film Festivali Sona Erdi

18. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali tüm seçkisinin gösterimini yaparak festivali noktaladı..
18. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu yıl "18'in Halleri" temasıyla festival izleyicisi ile buluşmuş ve ilk kez bir Genç Kurul Başkanı ile açılışını yapmıştı. 8-18 Mayıs tarihleri arasında Ankara'da sinemaseverler ile buluşan festival, uzundan kısaya, belgeselden kurmacaya birçok filmi gösterimlerde izleyici ile buluştururken, yönetmen ve oyuncu katılımlı söyleşiler ve çeşitli atölyelerle dolu dolu bir festivali geride bıraktı. Festivalin Büyülü Fener Kızılay'daki kapanış törenindeki sunuculuğunu da Genç Kurul Başkanı Damla Sönmez ve Festival Koordinatörü Özlem Kınal yaptı.
Bu yıl Genç Cadı ödülü, yönetmenliğini Görkem Şarkan'ın yaptığı Nergis Hanım filmindeki “Bahar” karakteri ile Begüm Akkaya'nın olurken, gecede FIPRESCI Özel Ödülü de sahibini buldu. Dünya Sinema Yazarları Birliği’nin jüri gönderdiği tek kadın filmleri festivali olma özelliğini koruyan Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin bu ödülü kazanan filmi ise İsrail Usulü Boşanmaoldu.

Diriliş Ertuğrul 22.bölüm Full izle (TRT1)

Diriliş Ertuğrul TRT1 ekranlarının sevilen dizisi 20 Mayıs Çarşamba günü Saat 20.00 de TRT1 ekranlarında..










Diriliş Ertuğrul 22.Bölüm Hakkında ;
Kurdoğlu, satın aldığı beyler ve Alp’lerle, obada kimsenin beklemediği bir anda darbe yapmıştır. Süleyman Şah ve ailesi ile Deli Demir ve kızını hapsedilir. İleride Kurdoğlu, başına bela olmamaları için onlar hakkında, meşru yolları kullanarak toyda idam kararı almak ister. 

Ne var ki toyda beylerin muhalefeti ile karşılaşır. Kurdoğlu, işi yokuşa sürmemek için sürgün kararını onaylar. Planı, yolda kendine yakın olan Alp’lere ve Turgut’a bütün aileyi ve onlara yakın olan herkesi katlettirmektir.

Ertuğrul ve Alpleri, sürgün adı altında ölüme gönderilen Süleyman Şah ve Ailesi ile Deli Demir ve kızını bu korkunç katliamdan kurtarmak için harekete geçerler. Bu son derece tehlikeli baskın herkes için inanılması imkansız sürprizlerle dolu olacaktır. 

Ertuğrul ve Alpleri için artık tek bir hedef vardır; Kurdoğlu’nun hile ile ele geçirdiği beyliği geri almak ve ailesini kurtarmak. Üstad Petruccio Manzini ve Titus, Kayıların kökünü kurutmak için haçlı ordusu ile birlikte harekete geçerek planlarını hayata geçirmeye başlarlar.Fakat, İsodora’nın Ertuğrul ile işbirliği yaptığı ortaya çıkar. 

Üstad, onu öldürmek için zindana yollar. Ne var ki, İsodora, Üstad’ı bıçaklayacaktır. Tapınakçılar ve Kayılar arasındaki gerilim adım adım büyük bir savaşa doğru ilerlemektedir.
Diriliş "Ertuğrul" Hakkında :

“O;Güneşi bayrak, göğü çadır eyleyip kısraklarını uçsuz bucaksız ovalara sürdü. Yağız yeri titretip, mavi göğü deldi. Pusatlarını yar eyleyip, ordularını gür kıldı. 

Daha çok denize, daha çok toprağa ilahi muştuyu taşıdı.Dünyanın iki hükümdara dar geldiğine inandı. Ve dünyayı bir hükümdara yar kıldı. Süleyman Şah oğlu Ertuğrul ümitlerin tükendiği bir çağda dirilişin adı oldu. ”Diriliş “Ertuğrul” , dünyanın kaderini belirleyen adamın hikayesi.
Diriliş “Ertuğrul” Genel Hikayesi: 13. Yüzyıl… Dünya yeni kudretini arıyordu. Ve Anadolu, emperyallerin kavgaya tutuştuğu bir diyardı. 

1071’de Türklerin girdiği bu topraklara şimdi, Haçlılar ve Moğollar da ortak olmak istiyordu. Akdeniz, Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Mezopotamya yeni sahibini arıyordu. İşte bu yangın yerinde, bizim hikayemizin kahramanı Ertuğrul da, 400 çadırlık obasına bir yurt arıyordu. Yıllardır yersiz ve yurtsuz kalan Kayılar, Ertuğrul’dan acılarına, çilelerine ve yolculuklarına son verecek bir yurt istiyordu.

Ertuğrul, göğü çadır, yeri yatak eyleyerek zor bir mücadeleye talip oldu. Tapınak Şövalyeleri ve vahşi Moğollar onun en büyük düşmanlarıydı. Ertuğrul, ümitlerin tükendiği bir çağda nice zorluğa göğüs gererek, azmi ve sabrı sayesinde düşmanlarını yendi ve Kayı boyuna bir yurt verdi. Bu yurtta üç kıtada altı asır hüküm sürecek olan dünyanın en ihtişamlı devleti Osmanlı İmparatorluğu kuruldu. Bu muhteşem devletin sırrı da kahramanımız Ertuğrul’un hikayesinde gizliydi. Ertuğrul’un, İbn-i Arabi’den aldığı bu sır, onu adım adım hayallerine taşıdı.

Ertuğrul, hayallerine giderken aslında dünyaya yeni bir medeniyet armağan etti. Temellerini attığı devlet, dünyanın kaderini değiştirdi. Biz de dünyanın kaderini değiştiren adamın destansı hikayesine, boyun eğmeyen karakterine, büyüleyici aşkına ve tüm insanlığa yetecek adalet duygusuna şahitlik edeceğiz. Diriliş “Ertuğrul” aynı zamanda bugünün hikayesi…
13. yüzyılda İslam dünyası bugün ki gibi büyük sorunlar yaşıyordu. Bir lider ve bir kahraman bekliyordu. Diriliş “Ertuğrul” dizisi inşa sürecindeki yeni Türkiye için tarihin yol rehberliğinde bugüne çok şey söyleyecektir.
- Bu mücadelede casuslar, hainler ve şövalyeler; 
- Bu yolculukta entrika, tehlike ve ölüm; 
- Bu hikayede yoldaşlık, fedakarlık, cesaret ve yiğitlik; 
- Bu destanda büyüleyici bir aşk var.
”Moğolların baskılarıyla bunalan Kayılar, yurt bulamadıkları için Selçuklulara ait yayladan göç edememişlerdir.
Kış ve kıtlık obayı esir almıştır. Süleyman Şah’ın büyük oğlu Gündoğdu, toyda Halep’e gitmeyi önerir. Bu teklif kabul görür. Halep emiri El Aziz’in Kayı’lara Antakya’da bir yurt vermesiyle Kayılar yeni göçün hazırlıklarına başlar. Alpleri ile ava giden Ertuğrul, Selçuklu hanedanı üyesi olan Müslüman bir aileyi Haçlıların elinden kurtarıp obaya getirir. Kayılar, bu ailenin Hanedan üyesi olduklarından habersizdir. Kurtardığı ailenin kızı Halime, Ertuğrul’un kalbine bambaşka bir ateş düşürürken obanın bu yeni misafirleri ateşten bir çember içinde hayat mücadelesi veren Kayıları daha büyük bir tehdidin kucağına atacaktır.
Diriliş "Ertuğrul" Oyuncular
Engin Altan Düzyatan – Ertuğrul 
Kaan Taşaner – Gündoğdu 
Hülya Darcan – Hayme Ana 
Serdar Gökhan – Süleyman Şah 
Esra Bilgiç – Halime 
Didem Balçın – Selcan
Hande Subaşı – Aykız 
Burcu Kıratlı – Gökçe 
Hakan Vanlı – Kurdoğlu 
Levent Öktem – Üstad-ı Azam 
Serdar Deniz – Titus 
Turgut Tunçalp – Afşin Bey 
Mehmet Çevik – Deli Demir 
Cengiz Coşkun – Turgut Alp 
Cavit Çetin Güner – Doğan Bey
Nurettin Sönmez – Bamsı Beyrek 
Osman Soykut – İbn-i Arabi 
Fahri Öztezcan – İlyas Fakih
Gökhan Atalay – Şahabettin
Can Kahraman – Kara Toygar 
Hamit Demir – Akçakoca
Mehmet Emin İnci – El Aziz 
Sedat Savtak – Numan 
Tolgay Sala – Hamza Alp 
Özlem Aydın – Elenora 
Arda Anarat – Dündar 
Burak Temiz – Yiğit Alp
Gökhan Karacık – Derviş 
Celal Al – Rahman
Diriliş "Ertuğrul” Künye
Yapım: Tekden 
Film Yapımcı: Mehmet Bozdağ
Proje Tasarım: Mehmet Bozdağ
Yönetmen: Metin Günay 
Senaryo: Mehmet Bozdağ, Mustafa Burak Doğu, Alp Emre Oduncu 
Senaryo Asistanları: Aslı Zeynep Peker Bozdağ 
Genel Koordinatör: Hüseyin Nureddin Dal 
Konsept Danışmanı: Mehmet Fahreddin Dal 
Görüntü Yönetmeni: Veysel Tekşahin 
TRT1 Proje Sorumlusu: Yahya Tayyip Aydeniz 
Yapım Koordinatörü: Hamide Kecin Hurma 
İdari Koordinatör: Nurcan Saltaş 
Müzik: Alpay Göltekin – Zeynep Alasya 
Sanat Yönetmeni: Özüdoğru Cici Kostüm 
Tasarım: Serdar Başbuğ Başlık ve Takı Tasarım: Mücella Mert 
Kurgu Yönetmeni: Akif Özkan 
Cast Direktörleri: Canan Aydın Karabulut, Rabia Sultan Düzenli 
Görsel Efektler: Genius Park
Diriliş “Ertuğrul” Hazırlık Süreci
Diriliş "Ertuğrul" dizisinin hazırlık süreci Şubat 2014’te başladı. 5 ayda hikaye ve çizimler bitti. Moğolistanlı Gambat’a 3 ay boyunca çizimler yaptırıldı. Ekipler çalışmaya mayıs ayında başladı.
Diriliş Ertuğrul için Riva ve Beykoz Kundura Fabrikasına 2 plato kuruldu.. Kayı Obası Riva’da yeniden canlandı. Riva’daki plato, asıllarına uygun şekilde yapılan 600 metrekarelik Süleyman Şah otağ ve 35 adet çadırla birlikte toplam 40.000 m2 alanda kurulmuştur. Diriliş "Ertuğrul" set alanında ayrıca 12 adet değişik ebatlarda oba dükkanları, 1 adet kilimhane, otağ meydanı ve talimhane yer almaktadır.
Beykoz Kundura Fabrikasında 6000 m2’lik kapalı alana Halep, Halep Sarayı, arz odası, konuk odaları, koridorlar, zindanlar, Karatoygar mekan, Selçuklu kasrı, Tapınakçılar salon ve odaları, tekke ve çadır içleri yapıldı. Yine Kundura Fabrikası’ndaki 5000 m2’lik açık alana Halep çarşısı, kale içi, Süleyman Şah çadır içi, Tapınakçıların zindanı, koridoru ve ibadethanesi inşa edildi. 
Diriliş "Ertuğrul" için 1000’e yakın kostüm ve binlerce savaş malzemesi ve aksesuar sıfırdan yapıldı. Kostümlerde ve börklerde kullanılan mücevherler takılar, sanatta kullanılan bakırlar, kılıçlar, kalkanlar ve tüm aksesuarlar Türkiye’nin her yerinden toplatıldı. Ahşap malzemeler tek tek elle yapıldı.
Diriliş "Ertuğrul" 60 kişilik dekor ve sanat ekibi 4 ay çalıştı ve hala çalışmaya devam etmekteler. Kostümler ve dekorlar için 4000 metrekare kumaş kullanıldı.
Diriliş "Ertuğrul" dizisinin oyuncuları, yan cast ve devamlılıklı figürasyon 3 ay at binme, kılıç kullanma ve ok atma dersleri aldı. Dizideki koreografiler için Kazakistan’dan dünyaca ünlü Cengiz Han, Cehennem Melekleri 2, 47 Ronin, Barbar Conan gibi dünyaca ünlü filmlerde yer alan özel koreografi ekibi Nomad geldi. Nomad hem oyuncuları hem atları eğitti. Dövüş koreografilerini hazırladı. Dizide kullanılan atlar da satın alındı ve özel olarak eğitildi. Ayrıca ceylan, koyunlar, keçiler, bülbül ve keklikler de ekibin bir parçası oldu. 28 Eylül’de motor dendi. İlk bölümün çekimleri yaklaşık 1 ay sürdü.
Yönetmen :
Metin Günay
Yapımcı :
Tekden Film / Mehmet Bozdağ
Tarih :
Her Çarşamba - 20.00

Terminator: Genisys Film Tanıtım 2015

Terminator: Genisys Film Tanıtım 2015

Herkesin izlediği terminator yine ekranlarda..Bilim kurgu kategorisinde essiz eserlerden biri olan terminatör izleyiciyi ekran başına toplamaya hazırlanıyor. Terminator filmlerinin senaristi olan William Wisher Terminator : Genisys ile 1 Temmuzda vizyona girecek olan filmininde senaristi olarak yine karşımıza çıkıyor.










Terminator serilerinin Baş karakteri olan Arnold Schwarzenegger, Terminator: Genisys filminde yine baş karakter olarak karşımıza çıkacak. 1 Temmuzda vizyona girecek olan filmi şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum. İnanıyorum ki bilim kurgu ve aksiyon türlerini seven sinemaseverler bu filmi de kaçırmayacaktır.


Terminator: Genisys filminin özeti ise şöyle geçiyor:

Genç Connor'ın geliştirdiği yapay zeka yakın gelecekte dünyayı ele geçiren üstün makinelere, robotlara dönüşecektir. Ve kendisini yok etmesi için savaşçı T-1000 günümüze gönderilecektir.


Terminator: Genisys yapımı hakkında kısaca bir bilgi verelim

1990'ları sallayan hikayesiyle Terminatör serisi bu sefer yeni bir üçleme olarak ele anıyor. Serinin beşinci filmi Terminatör 5'in senarsitliğini ise ilk iki filme imza atan William Wisher üstleniyor. Yönetmenliği Alan Taylor üstleniyor.




Bumerang - Yazarkafe

Copyright © Film Çözümlemeleri-Film Analizleri | Powered by Blogger

Design by Uğur TABUR | Blogger Theme by Filmanalizcileri